12 Eylül 2007 Çarşamba
AKUT
Doksanlı yıllar ülkemizde doğa sporuyla ilgilenen insanların sayısındaki artışın belirgin biçimde görüldüğü yıllardı. Bu ilginin yaygınlaşması, beraberinde doğada mahsur kalma, kaybolma gibi çeşitli kazalarda artışı da gündeme getirdi.
1994 yılında Bolkarlar’da kaybolan iki dağcı için düzenlenen arama faaliyeti sırasında yöre insanlarının, Jandarma kuvvetlerinin, Dağcılık Federasyonu’ndan ve çeşitli bölgelerden gelen dağcıların ortaklaşa gösterdiği tüm iyi niyetli gayretlere rağmen bir takım aksilikler ve sorunlar yaşandı ve başarısızlıkla sonuçlanan bu faaliyet sonrasında bir grup dağcı arama kurtarma faaliyetinin en doğru ve verimli biçimde nasıl gerçekleştirilebileceğini düşünmeye ve araştırmaya başladı.
Ülkemizde giderek ihtiyacı daha fazla hissedilen arama kurtarma konusunda faaliyet gösterecek uzman bir ekibin gönüllülük prensibinden yola çıkarak bir dernek çatısı altında bir araya gelmesi fikri üzerindeki çalışmalar sürerken, 1995 yılı Aralık ayında Uludağ Keşiştepe'de yapılan bir arama kurtarma operasyonunda AKUT kendi adını ilk defa kullanarak yer aldı ve 1996 yılı başında da AKUT Arama Kurtarma Derneği resmen kuruldu.
AKUT, yasa gereği idari örgütlenmesini tüzüğünde belirttiği gibi yapmış iken, işlevi gereği, örgütlenmesini tüzüğüne uygun olarak daha zengin bir çerçeveye oturtmuş, bir yandan da arama kurtarma anında devreye girmek üzere operasyonel olarak farklı bir örgütlenme şeması çizmişti. Böylece, bir yandan demokratik bir sivil toplum örgütü örneği verilirken, operasyonel olarak da hiyerarşi üçgeni dar, disiplinli, acil durumlarda dar bir kadro ile çabuk karar alabilen bir örgütlenme yeğlenmişti.
Başlangıçta temel hedef, dağ ve diğer doğa koşullarında doğru ve etkin arama ve kurtarma faaliyetleri düzenlemekti.
1997 Ocak ayında deprem eğitimini, Haziran ayında ise ilk sel eğitimini almaya başlayan AKUT, böylece, talep edildiği takdirde doğal afetlerde de ilgili resmi kurumlara yardımcı olabilir hale geldi.
Doğal olarak, insan kaynakları açılımı da yalnız dağcılara değil, yaşamın her alanında varolan, bir beklenti ya da çıkar düşünmeksizin insan hayatı kurtarmak için çalışacak herkese yapıldı.
Birtakım arama kurtarma operasyonları, kadroları geliştiren eğitimler, organizasyon, tanıtım çalışmaları, ilgili kurum ve kuruluşlarla yapılan protokol ve anlaşmalar, sponsor araştırmaları ve ortalama 90 üyeyle, Haziran 1998 tarihinde Adana-Ceyhan depremine gelindi. Yaklaşık 20 kişilik AKUT ekibi, 28 kişinin enkaz altında kaldığı bir apartmanda sıra ile 5 gün çalıştı. 2 yaşamın kurtarılmasına katkı sağladı ve bu olay AKUT'u gazete manşetlerine taşıdı. 15 Ocak 1999 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla da AKUT “Kamu Yararına Çalışan Dernek” oldu.
Yine arama kurtarma operasyonları, yeni üyeler ve eğitimleri, yeniden örgütlenme, ilgili kurum ve kuruluşlar ile yapılan yeni protokol ve anlaşmalar, tanıtım, sponsor araştırmaları sürerken Marmara Depremi meydana geldi. 17 Ağustos 1999 tarihinde AKUT anında felaket bölgesine koştu. Yaklaşık 150 asil ve aday üye ile çalıştı. 1000'in üzerinde insanın çalışmasını organize etti. 200'ün üzerinde insanın göçük altından canlı çıkartılmasında görev aldı. Yurt içi ve yurt dışından gönderilen çok miktarda tıbbi malzeme ve diğer yardım malzemesinin felaketzedelere doğrudan veya Kızılay, Ordu ve Kriz Masaları ile koordineli olarak ulaştırılmasını sağladı.
Felaketin büyüklüğü, farklı yerlerde çalışmak ve deprem konusunda eğitimli insan sayısının çok üstünde insan istihdam etmekten kaynaklanan bazı eksikliklere karşın, önceden yaptığı hazırlıklar ve en önemlisi felaket anında insan hayatı kurtarmaya yönelik psikolojik olarak hazır olmanın verdiği güçle, AKUT başarılı ve inisiyatifli bir arama kurtarma örgütü örneği verdi.
17 Ağustos 1999 öncesinde ülkemizde doğal afetlerde arama kurtarma konusuna odaklanmış tek gönüllü dernek AKUT’tu. Ancak Marmara Depremini izleyen günlerde, yurdumuzun pek çok bölgesinde yüzlerce arama kurtarma grubu örgütlendi. Birçok ilimizde, ilçemizde özellikle afetlere yerel müdahale sağlamak amacıyla dernekler kuruldu. Ordumuzun ve kamu kuruluşlarının yeni yapılanmalarına ek olarak, pek çok büyük fabrikanın, firmanın bünyesinde ekipler kurarak onları malzeme, lojistik ve eğitim konularında destekleyerek yeniden yapılanmaya gittiğini, imkanları ölçüsünde yeni ekipler oluşturduğunu da düşünürsek, bu hareketin bir nevi ulusal seferberliğe dönüştüğünü, son derece olumlu adımların atıldığını söyleyebiliriz.
Sonuçta AKUT, bir çok sivil toplum örgütü ile kamu ve özel sektör kuruluşlarının bakış açılarını, arama kurtarmaya yaklaşımlarını değiştirdi. Yeni atılımların öncüsü oldu. Arama kurtarmanın yanında, felaket öncesi ve sonrası ile ilgili toplumun yoğun bilinçlenme taleplerini karşılayacak çalışmalar başladı. AKUT'a bir arama kurtarma derneği olarak öngördüğünden daha büyük bir misyon yüklendi ve dernek bütün Türkiye'de tanınan ve örnek gösterilen bir sivil toplum örgütü oldu. AKUT, TESEV’in 1999 yılında Marmara Depremi’nin ardından yaptığı kamuoyu araştırmasında halkımızın en çok güvendiği 1. kurum seçilmiştir. Aynı anket 2000 yılında yapıldığında AKUT Silahlı Kuvvetler’den sonra halkımızın en güvendiği 2. kurum olarak değerlendirildi. Toplumumuzun büyük bir kesimi sivil toplumun bu gönüllü çalışmasını yürekten desteklemektedir. Bu büyük harekette öncü rollerden birini üstlendiğimiz için gururluyuz.
Marmara Depreminin ardından gelen Yunanistan-Atina depremi ve orada AKUT olarak yapılan çalışma, onlarca yıldır çözülemeyen sorunların yaşandığı süreçte, uluslar arasında kardeşliğin ve barışın simgesi oldu. Zor günlerinde insanların dil, din, ırk, ulus farkı gözetmeksizin yanyana, omuz omuza çalışabildiğini gösterdi.
Yine 1999 yılında Tayvan, 2001 yılında Hindistan ve 2003 yılında İran depremlerindeki çalışmalarıyla AKUT uluslararası süreçte geldiği konumu daha da geliştirdi.
1999 yılından beri Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında bulunan Arama Kurtarma Danışmanlık Grubu - INSARAG üyesi olan AKUT, tüm dünyada uluslararası standartlara uygun arama kurtarma ekipleri içinde deprem konusunda en deneyimli ve bilgili ekiplerden biri haline geldi.
Bu deprem felaketlerine ek olarak sel felaketinin yaşandığı Mozambik’e tıbbi destek birimi göndererek insani yardım çalışmalarına devam etti.
AKUT sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da bilgi birikimi ve deneyimlerini paylaşmaya, zor durumda kalan insanlara fayda sağlayabileceği her yerde, imkanları elverdiği ölçüde operasyonlar düzenlemeye, faaliyet alanı ortak olan kurumlarla işbirliği içinde çalışmalarını yürütmeye devam edecektir.
Bugün AKUT yaklaşık 200 üyesi, bir o kadar da gönüllüsüyle, operasyonel gücünü harekete geçirecek uluslararası standartlarda teknik donanımıyla, ülkemizin ilk ve en önde gelen arama kurtarma grubudur. Bir yandan büyüyüp kendi insan kaynağını en verimli biçimde kullanmaya çalışırken, bir yandan da üzerine düşen sorumluluğun gereği olarak örnek projeleriyle toplumda bilinçli bireylerin artması için çaba göstermektedir. Ankara, Antalya, Bingöl, Bursa, İzmir, Kocaeli, Marmaris, Niğde ve Olimpos’ta yerleşik ekipleriyle ve İstanbul ekibiyle öncelikle bu illerimizde, olağanüstü durumlarda yurt içinde ve dışında görev alabileceği her yer ve zamanda misyonu doğrultusunda operasyonlar düzenlemeye, eğitim çalışmaları, tatbikatlar yapmaya, yerel ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirlikleri oluşturmaya, yurt içinde ve yurt dışında talep edilen her yerde bilgi ve deneyimlerini paylaşmaya hazırdır.
Yazan
Agresif
zaman:
9/12/2007
|
0
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler:
Hayatın içinden
06 Eylül 2007 Perşembe
Sizce Uzun süreli Aşklar neden bir çırpıda bitiyor !
İlk başta aşkı bi tanımlıyalım bakalım Nasıl birşeymiş...
Aşk, iyi geceler öpücügünü uzun tutmaktir. Beklentidir.
Aşk, delicesine flört ederken yanindakinin hiçbir sey yapmama hakkini teslim etmektir. Saygidir.
Aşk, zaaflariniz oldugunu ortaya çikarir. Kabullenmektir.
Aşk, simdi zamani degil diye beklemeyi bilmektir. Sabirdir.
Aşk, saçlarda baslayip topuklarda biten bir gezintidir. Kesiftir
Aşk, Seviselim demeden sevismek, yanindakinin ne istedigini bilmektir.Anlasmaktir.
Aşk, baglandigini sandiginda, karsindakine hayir deme sansini tanimaktir.Inceliktir.
Aşk, korumaktir. Sorumluluktur.
Aşk, ciddi bir tokalasmayi kikirdamaya dönüstürmektir. Mizahtir.
Aşk, durma yoksa seni öldürürüm lafini duymaktir. Şehvettir.Aşk, evinizdeki her seyin yerinin degistirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir.
Aşk, sevgilinizin ne oldugunu bütün çiplakligiyla görmektir. Gerçektir.
Aşk, saatin kaç oldugunu bilip aldirmamaktir. Nesedir.
Aşk, sizi kucaklayan kollarin, gittikçe daha çok sarilmasidir.Mutluluktur.
Aşk, gecenin bir vaktinde sen uyu, benim gitmem gerek dediginizde,uyanik kalip seni biraz daha görmeyi tercih ederim cevabini almaktir. Sicakliktir.
Aşk, tanidiginizi zannettiginiz insanin yeni yanlarini kesfetmektir. Tazeliktir.
Aşk, uyandiginizda rüyanizi yaninizda bulmanizdir. Düslerin gerçek olmasidir.
Aşk, kocaman yatagin üçte birine sikismaktir. Yakinliktir.
Aşk, evin anahtarkidan bir kopya daha yaptirmaktir. Güvendir.yatagin üçte birine sikismaktir. Yakinliktir.
Aşk, evin anahtarkidan bir kopya daha yaptirmaktir. Güvendir.
Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilasacagini bilmektir.Kaderdir.
Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir.
Aşk, ecza dolabini açtiginda, dismacunu kapagini kapatilmamis bulmaktir. Uyumdur.
Aşk, hosçakal dedikten sonra tekrar karsilasacagini bilmektir.Kaderdir.
Aşk, gerindiginde sizlayan vücut lafinin anlamini bilmektir. Derstir.
Aşk, ecza dolabini açtiginda, dismacunu kapagini kapatilmamis bulmaktir. Uyumdur.
Aşk, pencereden disariya baktiginda kiminle oldugunu hatirlamaktir. Düsüncedir.
Aşk, rüzgarin agaçlarin arasinda dolasirken çikardigi sesi dinleyip sevgilisinin yaninda olmadigina hayiflanmaktir.Yalnizliktir
Aşk, asla anlatilmayacak hikayelerdir. Özeldir. Kiymetini Bilene Tabi...
aşk işde bu kadar uzun bir duygu ama neden bir dakikada onca şey küle dönüşebiliyor anlamıyorum. Bende aşkı tattım ve halada tatmaktayım uzun bir beraberliğim var gerçi 1.5 sene gülceksniz o uzun bir ilişki mi diye ama bana göre evet birbirini her gün daha fazla severek veya her gün daha farlı şekilde aşık olabliyorsan bu zaman zarfın 4 dünde dahi olsa uzun bir ilişkidir bana göre yeterki aşkının kıymetini biliceksin ve peşinden koşucaksın eğer bu serüveni olduğu halde gitsin böyle geldi böyle gitsin dersek aynen başlıkta olduğu gibi 4 bilemedim 5 senelik ilişkin bir çırpıda bitebiliyor nedeni ise karşındaki kişinin sana katlanabildiği zaman zarfını ayrıla nedenide seni daha fazla çekememesi ve biraz burnun sürtülemesini istemesidir.eeeee daha aşkın bir çok tarifi var ama naplaım yeterki bizler aşkımıza sadık kalalım ve bu güzel duyguyu kirletmemeye çalışalım Hayatın yaşanabilir hale gelmesini kolaylaştıralım.Bence aşık olmak çok güzel ve cümlelerimi Erkin Babanın bir şakısının söyle bitirmek istiyorum demişki: öyle bir yol tutmuşum ki sorma inandım ki sevince vardır dünya sevincedir günlerin bir başka durma dostum sen de yer ver aşka ...
Yazan
Agresif
zaman:
9/06/2007
|
8
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler:
AşK
Giresun Rehberi
Genel tanıtım:
Giresun Merkez, Tirebolu ve Görele ilçeleri ile bunlara bağlı Bulancak, Keşap ve Espiye bucaklarından ibaret olan Giresun 1933 yılında Şebinkarahisar ilinin kaldırılması ile Şebinkarahisar Merkezi ve Alucra
ilçeleri Giresun iline bağlanmıştır. 1942 yılında Bulancak, 1945 yılında Keşap, 1957 yılında Espiye, l958 yılında Dereli, 1960 yılında Eynesil, 1987 yılında Piraziz ve Yağlıdere,
1990 yılında Çanakçı, Güce, Doğankent ve Çamoluk ilçelerinin kurulması ile ilçe sayısı 15 olmuştur.
Yüzölçümü : 6.934 Km2�dir.Türkiye yüzölçümünün
% 0,89�nu teşkil eder.
Nüfusu : 523.819�dur.
Rakım : 10
Ortalama Yağış : 1349.9 mm.
Ortalama Sıcaklık : 14.3 C
Yaylalar : Kümbet, Kulakkaya, Bektaş, Tamdere, Karagöl, Eğribel ve Kazıkbeli yaylalarıdır.
Önemli Yükseltiler : Dereli Bektaş Yaylası KaragölTepesi (3 107 Metre.)
Komşuları : Doğuda Trabzon ve Gümaşhane, Güneydoğda Erzincan, Güney ve Güneybatıda
Sivas , Batıda Ordu illeri ile Kuzeyde de Karadeniz ile çevrilidir.
Giresun' u anlatmaya ilk başta yemeklerinden başlıyalımda biraz karnınız acıksın :)
bahsedeceğim bu yöresel yemekler Giresun ' a ve Karadeniz ' e has bir ziyafettir. Bizim yöresel yemeklerimiz başlıca şunlardır:
HAMSİLİ MISIR EKMEĞİ , KARALAHANA DİBLESİ , ETLİ PANCAR DOLMASI , FINDIKLI GÜLLAÇ , FASULYE DİBLESİ ,
HAMSİ BÖREĞİ diyer yemeklerimizi görmek için şu adresden yararlanabilirsiniz . . .
İkinci anlatacak olduğum bir yapı ise Giresun adasıdır.
Karadeniz'in tek adası olan Giresun Adası kıyıdan bir mil açıkta yer almaktadır. 40.000 metrekare alana sahiptir. Adada özellikle Akdeniz defnesi ve Yalancı Akasya başta olmak üzere 71 tür doğal otsu ve odunsu bitki türü bulunmuktadır. Sonradan 10 adet ağaç türü daha ilave edilmiştir. Karadenizde Karabatak ve martıların doğal olarak ürediği Ada aynı zamanda göçmen kuşların uğrak ve dinlenme yeridir. Hakkında bir çok efsaneler anlatılan, Amozanların ve bir çok kavmin yaşadığı Ada'da mitolojik çağlara ait birçok kalıntıların bulunmaktadır. İkinci derece sit alanıdır. Yaz mevsiminde yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olan Ada günübirlik olarak ziyaret edilerek piknik yapılmaktadır. Ayrıca halk arasında Mayıs 7 si şenlikleri olarak bilinen 20 Mayıs Uluslararası Aksu Festivalinde Ada etrafıda küçük ve orta boy teknelerle özel turlar düzenlenmektedir.
Şimdide Giresun'u Gİresunluları kasıp kavuran heycanlandıran 7'den 70'e merak uyandıran spor faliyetlerini anlatalım: Bu spor faaliyetlerinin başında futbol gelir ve futbold iyencede ilk akla gelen Giresun sporumuzdur ve giresun bu alanda bir çok sporcu ve spor adamı yetiştirmiştir başlıcaları Gökdeniz Karadeniz , Ceyhun Eriş , Nihat Kahveci , İlker Yasin , Şenes Erzik gibi Dallarında başarılı olmuş insanlar. Giresun müzikal anlamda da başarılı bir ildir . Yöresel müzik aleti Kemençe ve alanında başarılı olmuş sanatcılar yetiştirmiştir bu kişiler Bahadır Aydoğan , Teoman , Hüseyin Bıçak gibi ve bu günlük bu kadar giresun rehberliğinde bir başka yazıda buluşmak üzere...
Yazan
Agresif
zaman:
9/06/2007
|
4
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler:
Tanıtım
23 Ağustos 2007 Perşembe
NEDEN Mİ? KADIN OLMAMALI
Bence bu konunun bir çok sebebi var isterseniz birkaç tanesini anlatayım. Ben şu zamana kadar gördüğüm kadarıyla dişi olmanın bir çok zorluklarını izlemledim. Allah bayanlara sabır versin. Ama bir çok kolaylıklarıda var. Mesela konuyu burdan ele alalım İstanbul gibi bir şehirde kadın olmanın bir çok kolaylıkları var rahat dolaşma erkek arkdaşlarınla daha doğal veya kız arkdaşlarınla eğlenceli vakit geçirmek gibi ve kimse buna karışamıyor aldırış etmiyor ama yinde zorluklarıda var tabi . Bu büyük şehir deki suç yuvası kadınları çok etkiliyor ve bu konuda en çok zarar görenler onlar oluyor.Benim yaşadığım şehirde Bayan olmak çok zor ! Küçük ama çok güzel bir şehir olduğu için insanlar birbirleri hakılarında çok yorum yapabiliyorlar özellikle bayanlar bu devirde bu yorumlardan koruması çok zor. Sen ne kadar iyi, dürüst, kendi halinde yaşayan bir birey olsanda çevrendeki herkez seni kötülemek için uğraşır ve bu saçma sapan bu işler kadınlara çıkılmaz bir yol haline gelir sonucu ise iyi birisi olarak tanınamassın.İşde geldik kadınların en büyük derdine bir çok erkek dünyanın en değerli varlıklarından biri olan kadınları mal ve zevk aracı olarak görmektedirler, İkinci sınıf insan muhamelesi yapmaktadırlar ve bunun yanında dayak atmaktakta cabası tabi.Yani sadete gelelim biz erkekler bazen keşke annemizin karnından kız çıksaymışız diyoruz ama iyiki öyle bir hata olmamış.
ve bende şu blog sahiplerini mimliyorum: Yunus Emre delimine
Yazan
Agresif
zaman:
8/23/2007
|
3
yorum
Bu yazıya verilen bağlantılar
Etiketler:
MiM

